top of page

BLOG

  • Çağrı Bak
  • 13 Eki 2025
  • 2 dakikada okunur

Bu sayıdaki yazımda, benim gibi akademik kariyerinin başındaki geleceğin bilim insanları için önemli noktalardan bir tanesi olan “etik” konusunu ele alacağım. Memleketimiz için pek fazla şey ifade etmeyen bu kavramın etimolojisini incelediğimizde Yunancadan dilimize geçen etik sözcüğü, “karakter” anlamına gelen “ethos” sözcüğünden türemiştir.


Etik, Prof. Dr. Şevket Ruacan’ın  “Akademik Araştırma ve Yayınlarda Etik” isimli makalesindeki tanımına göre “Çalışma faaliyetindeki insanların ahlaki ilkelerini, davranış biçimlerini, sorumluluklarını ve zorunluluklarını belirleyen kurallar bütünü olarak tanımlanmaktadır. (1)

Akademik anlamda etik kavramı araştırmaların doğruluk düzeyleriyle ilgilenir. Akademik yayınlarda yanıltıcı bulgular ve birazdan detaylandıracağımız her türlü etik ihlali yalnızca “akademiye” zarar vermemektedir. Tüm topluma zarar vermektedir. Çünkü akademik çalışmalar topluma hizmet etmek için yapılır. Yani etik ihlallerde bulunmak toplumun kaybınadır. Ayrıca akademik çalışmaların çoğu vergiler yoluyla halk tarafından fonlandığı için manevi kayıpların yanında maddi kayıplar da kaçınılmazdır. (1)


Bilimsel yanıltmanın iki çeşidi vardır. Bu iki çeşit, “iyi niyet” ve “kasıt” yönüyle birbirinden ayrılır. Birinci çeşit etik ihlaller, Özensiz\Disiplinsiz araştırma olarak adlandırılır. Burada araştırmacılar istemeden etik ihlallerde bulunurlar. İkinci etik ihlalleri ise “Bilimsel Yanıltma” olarak temalandırılmıştır. (1)


(1) Bilimsel yanıltma biçimleri şunlardır:

1-     Haksız Yazarlık

2-     Korsanlık (Plajerizm)

3-     Uydurmacılık (Fabrikasyon)

4-     Çoklu Yayın (Dublikasyon)

5-     Bölerek Yayınlama (Salamizasyon)

6-     İnsani ve Hayvanlara Dayalı Etik İhlalleri

7-     Kaynakların Taraflı Seçilmesi

8-     Taraflı Yayın (Çıkar Çatışması)              


Haksız Yazarlık: Yayında emeği geçen araştırmacıların yazar olarak gösterilmemesi ya da tam tersi emeği geçmeyen araştırmacıların yazar olarak gösterilmesi durumudur. (1)

Korsancılık (Plajerizm): Plajerizm intihal yapmak yani “bilgi hırsızlığı” anlamına gelmektedir. Araştırmacının kendisine ait olmayan kaynakları, atıf göstermeden sanki kendine aitmiş gibi yayınlamasıdır. Bilgi hırsızlığı, günümüzün gelişen teknolojisiyle birlikte intihal programlarıyla tespit edilmektedir. (1)


Uydurmacılık (Fabrikasyon): Akademik dünyadaki yayın yapma baskısı nedeniyle etik ihlallere uymayan araştırmacıların aslında hiç saptanmamış bulguları sanki varmış gibi yayınlamasıdır. (1)


Çoklu Yayın (Dublikasyon): Aynı verilerin ve bulguların birden fazla yerde yayınlanmasıdır. Aynı makaleyi farklı dillerde başka dergide yayınlamak da bu gruba girer fakat ilk yayınlanan derginin editöründen izin almak koşuluyla “makalenin özeti” ikinci kez yayınlanabilir. (1)     


Bölerek Yayınlama (Salamizasyon): Yazarın tek çalışmasından çıkan sonucu bölerek yayınlamasıdır. Örneğin aynı hasta grubunda birden fazla yapılan ölçümlerin her biri farklı akademik dergilerde yayınlanmasıdır. Bu etik ihlal türü dublikasyona benzemektedir. (1)


İnsan-Hayvan Etiğine Saygısızlık: Akademide insanlar veya hayvanlar üzerindeki çalışmalarda oluşacak etik ihlalleri önceden engelleyebilmek için etik kurullar oluşturulmuştur. Bu konuda Hacettepe Tıp Fakültesi ülkemizin öncü kurullarındandır. Buna benzer etik kurullardan geçen çalışmalar yayınlanmaya hak kazanır. (1)

Kaynakların Taraflı Seçilmesi: Aslında makalelerin tartışma bölümünde, çalışmanın konusuyla alakalı destekleyici ve eleştirici görüşler bir arada verilmelidir. Ancak ne yazık ki ülkemizde araştırmacılar yalnızca kendi makalelerini destekleyen kaynaklardan yararlanmaktadırlar. (1)


Taraflı Yayın (Çıkar Çatışması): Araştırmaların gerçekleşebilmesi için eğer yüksek mali destek gerekiyorsa, akademisyenler çalışmalarını yapabilmek için kurum ve kuruluşlardan maddi destek alabilirler. Bu durum maddi destek veren kuruluşun çalışmayı manipüle etmesine neden olabilir. Yani araştırmacı, çalışmasını parayı verenlerin amaçlarına hizmet etmesi için yayınlamaktadır. (1)


*Bu çalışmanın hazırlanmasında (1) Prof. Dr. Şevket Ruacan’ın “Bilimsel Araştırma ve Yayınlarda Etik İlkeler” adlı makalesinden ve (2) www.beydag.gov.tr kaynağından yararlanılmıştır.


Not: Yazarın bu yazısı daha önce İmZa Dergisinde yayınlanmıştır.                                         

 
 
 
  • Çağrı Bak
  • 13 Eki 2025
  • 2 dakikada okunur

Bu yazımda kitleleri peşinden koşturmak isteyenler için başucu kitabı sayılabilecek Le Bon’un “Kitleler Psikolojisi” isimli kitabını özetlemeye çalışacağım. En sonda söyleyeceğimi en başta söylemek gerekirse, birkaç cümle ile kitabın tanıtım bülteninde de faydalanarak şunları söyleyebiliriz:  “Kitlelerin şuursuz hareketlerinin, fertlerin şuurlu hareketlerinin yerine geçmesi çağımızın başlıca vasıflarındandır.” Bu cümle aslında kitabın niçin yazıldığını bizlere anlatmakta.


Yazarın, kitleler hakkında ortaya koyduğu ana düşünce, kitleleri oluşturan insanların zekâ seviyeleri arasında çok fark olsa bile tüm insanların kitle halinde iken zekâ seviyesinin eşitlendiği görüşüdür. Yani en zeki insan ile en aptal insan arasında bir fark yoktur. Kitleler çabuk hiddetlenir, telkine açıktırlar ve muhakeme gücü yoktur. Bu özeliklerin farkına varan iyi bir hatip kitleri kolayca yönetebilir. Le Bon, kitlelere ait özelliklerin pek çok yerde olduğunu savunur. Ona göre kitleleri yönetmek için bir araya gelen parlamento üyeleri bile kitlelere ait özellikler taşır. Üyeler, seçildikleri bölgelerden gelen talepleri akıl süzgecinden geçiremezler. Aldıkları kararlar kendi kararları değildir. Yani seçmenlerin telkinine kapılırlar. Yine ayrıca grup başkanlarının görüşlerine ve nüfuzuna kapılırlar. (Bu son cümleye örnek olarak, meclisimizdeki milletvekillerinin üyesi oldukları partilerinin aldığı karara göre oy kullanmalarını verilebiliriz)   


Birkaç üyeden oluşan mahkeme jürilerinde de (kitlelerin tipik özelliği olarak) hâkim görüşe bağlılık ve muhakeme gücünden yoksunluk görülür. Ayrıca kitapta grup içindeki önderlerin kitleri gütme noktasında önemli kişiler olduğu vurgulanmaktadır. Önderler iddialarını tekrar ettirerek düşüncesini kitlelere sirayet ettirmektedir. Burada önemli olan iddiaların kanıtlanması değil sürekli tekrarıdır. Eğer iddialar yazılı olarak yapılacaksa o zaman iddiaların dozu hafifletilebilmelidir.


 Le Bon kitleleri idare etmek için hayallere vurgu yapılması görüşündedir. Hayaller, kelimeler ve formüller sirayeti kolaylaştırır. Kitlelerin düşünceleri oluşurken bir takım etmenler düşüncelerin oluşmasında etkilidir. Yazar bu etmenleri yakın etmenler ile uzak etmenler olmak üzere ikiye ayırmıştır ve uzak etmenleri ayrıca açıklamıştır. Bunlar ırk, gelenekler, zaman, kurumlar, eğitim gibi etmenlerdir. 


Kitabın amacıyla ilgili olarak; kitleler, dünyayı etkileyen pek çok toplumsal olayı gerçekleştirmiş olan insan yığınlardır. Günümüzde kitleleri anlamak dünyayı şekillendirmek demektir. Kitleleri anlamak için de öncelikle onların psikolojisinden anlamak gerekir. Bu kitabın yazılma amacı kitleri daha iyi anlayabilmek olduğu söylenebilir.  


Sonuç olarak, insanı diğer canlılardan ayıran en önemli özelliği muhakeme gücüdür. Eğer bir insan muhakeme gücünü kaybederse güdülecek duruma gelir. Yani aklını kiraya vermiş olur. İnsanlar kitlelerin içerisinde muhakeme gücünü kaybettikleri için kitlelerin incelenmesi elzemdir. Bu kitap insanların kitle halindeki durumunu incelediği ve açıkladığı için insanların davranışlarını ve davranışlarının altında yatan nedenleri psikolojik temelli olarak öğrenilmesi açısından önemlidir.


Not: Yazarın bu yazısı daha önce İmZa Dergisinde yayınlanmıştır.

 
 
 
  • Çağrı Bak
  • 13 Eki 2025
  • 2 dakikada okunur

Coğrafyanın insanları şekillendirmesi konusu Karadeniz yöresi incelediğinde rahatlıkla gözlemlenebilir. Bir kere, denize paralel binlerce kilometre boyunca uzanan sıra dağları aşmadan Karadeniz’e ulaşmak mümkün değildir. Karadeniz’e ulaşım başlı başına bir problemdir.

Bu coğrafyanın insanının tıpkı denizi kadar hırçın, dağları kadar burunlarının dikine gitmeleri deniz ile dağ arasına sıkışmasından ileri geldiği düşünülebilir. Burunları tıpkı yaşadıkları coğrafyaya benzeyen bu insanlara ne yapmaları gerektiğini lütfen söylemeyiniz. Onlar ne yapmaları gerektiğini sizden daha iyi bilirler.


Bu yüce dağların doruklarına erişebilmek; yurdun en kısa boylu insanlarına, memlekete tepeden bakabilmeleri açısından Tanrı’nın onlara birer sürprizidir.


Karadeniz’de geçen her bir saniyenizi mücadele etmeksiniz geçiremezsiniz, attığınız üç beş adım sonrasında nefesinizin kesilmesi pek olasıdır. Yokuşun başına varılınca tepeye nasıl ulaşacağım sorusu insanın beynine çivilenir. Eğer nefesiniz kuvvetliyse işte o zaman da hemencecik nem kesiverir nefesinizi. Ne de olsa bu topraklar Evliya Çelebi’nin “kahve getirdiler, koyacak düz yer bulamadım” dediği, meteorologların ise hep “yüksek nem” ölçümlediği topraklardı.


En ufak düzlüklere şehir merkezleri kurulmuştur. Denize kıyısı olmayan ilçeler düzlük bulma konusunda çok talihsizlerdir. Arka tarafa kalan bu ilçelerin merkezleri hayliyle daha az gelişmiştir. Zaten denize nazır ilçeler düzlük yeterli gelmediği zamanlar denizi doldurma gafletine düşer ve bu hamleleri Karadeniz’i yer bitirir. Karadeniz kelimesinin eş sesli anlamına doğru giden geri dönüşü olmayan tehlikeli bir yolculuktur bu.


Karadeniz’de tepelere doğru çıkıldıkça yerleşim yerlerinin dağınıklaştığı görülür. Vadi içlerinde ise yerleşim yerleri nispeten nizamileşir. İşte bundan dolayıdır taşralı Karadenizlilerin mütemadiyen yüksek sesle konuşmaları. Çünkü mesafe artıkça sesinizi karşı tarafa duyurmak için bağırmanız gerekir. Coğrafik deformasyon…


Vadilerden Karadeniz’e dökülen dereler gibi hızlı akar zaman burada. Özellikle kırsalda yaşayan insanlar için gün 2x hızında geçer çünkü, çalışırken insan zamanın nasıl geçtiğini anlamaz. Şehirden çok uzakta yaşayan köylüler çoğu ihtiyaçlarını kendileri gidermek zorunda olduklarından dolayı pek çok becerilerini geliştirmişlerdir. Bu bir zorunluluktur, şehirliler gibi ne yakacak doğalgazı ne de gramajı her gün değişen, “Skimpflasyonlaşan” ekmekleri satın alacak paraları vardır. Burada kullanılabilecek tek doğalgaz tezektir. Tezek kokusu da köyün Burberry’sidir.


Tarım arazilerinin sınırlı olması gazetelerde şöyle haberler okumamıza sebep olur: “X Köyü’nde arazi kavgası iki ölü, bir yaralı.”


Bir şeyleri hemen, hızlıca yapmak halkın folkloruna da tesir etmiştir. Bir Egelinin zeybek oynarken yaptığı figür sayısıyla Karadenizlinin horonundaki figür sayısı arasında çok fark vardır. Egenin sakinliği ve dinginliği x Karadeniz’in coşkunluğu ve taşkınlığı…


Horonu dik ve hızlı oynamak yörenin lokomotif takımlarından Trabzonspor’un oyun felsefesini oluşturmaktadır. Takımları gerideyken bir Trabzonsporlunun en çok reaksiyon verdiği anlar futbolcuların oynadığı yan toplaradır. Futbolu bile dik ve hızlı oynanmasını isterler.


Bir tekerleği dönmeyen bavulunu sürüklerken olduğundan daha fazla güç uygulayan Arif, bir yandan ULAŞ’a bineceği çıkışı arıyordu. Sağa sola baktı. Herhangi bir yönlendirici levha bulamadı. Bavulu aksadığından dolayı diğer yolculardan geride kalmıştı.


Not: Yazarın bu yazısı daha önce İmZa Dergisinde yayınlanmıştır.

 
 
 

© 2035 by Magic Marketing. Powered and secured by Wix

  • Youtube
  • X
  • Instagram
bottom of page